Genel Merkez:   0 262 311 00 34 - 0 507 746 18 18        İstanbul:   0 216 572 34 17 - 0 542 746 17 34        E-Posta:   bilgi@refleksakademi.com

BANU KILIÇ

BANU KILIÇ

BANU KILIÇ ( Psikolog )

1989 yılı Gölcük’te doğdum. 2012 yılında Doğu Akdeniz Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden mezun oldum. Mezun olduktan kısa bir süre sonra İzmit Peteğim Özel Eğitim Okulu ve Rehabilitasyon Merkezi’nde psikolog olarak göreve başladım. 2012-2015 yılları arasında engelli birey ve velilerine yönelik psikolojik hizmetler sağladım. Şuan Ümmü Kumru Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’nde çalışmaktayım. Ek olarak Çizer Psikolojik Danışmanlık Merkezi’nde görev almaktayım. 2010- 2011 yılları arasında Gölcük Devlet Hastanesi ve Gölcük Askeri Hastane’de stajlarımı tamamladım. Aile danışmanlığı, Wisc-r zeka testi, MMPI (Çok Yönlü Kişilik Testi), Çocuk gelişim ve dikkat testleri (Bender-Gestalt Motor Algı Testi, Ankara Gelişim Envanteri, Metropolitan Okul Olgunluğu Testi, Porteus Labirent Testi vb.), insan kaynakları uzmanlığı, NLP ( Beyin Dili Programı ) gibi eğitimlerin yetkinliklerine sahibim.

HASTA PSİKOLOJİSİ

Hastalık organizmanın yapısında ve işleyişinde ortaya çıkan, çeşitli belirtilerle kendisini gösteren bir bozukluktur. Fiziksel hastalıklar kişiden kişiye, yaşa, kültüre, hastalığın birey tarafından nasıl algılandığına bağlı olarak kişinin dengesini ve uyumunu bozar. Hastalık durumu ister geçici ister kronik olsun, bedendeki değişikliklerin insan beynini ve ruhunu etkilemesi sebebiyle her birey hastalığa karşı tepkiler verir.

Kişiye hastalık tanısı ilk kez konulduğunda bazı duygusal evrelerden geçer. Bu duygusal evreler genelde aynıdır. Fakat evrelerin süresi ve şiddeti; hastanın kişilik özellikleri, hastalıkla ilgili yaşanılan geçmiş deneyimleri, hastanın yaşı ve cinsiyeti gibi faktörlerden etkilenir. Birey; şok dönemi, yadsıma(inkar) dönemi, öfke dönemi, pazarlık dönemi, depresyon ve keder dönemi, kabullenme dönemi gibi evrelerden geçer.

Hastalık tanısı kişiye söylendikten sonra, kişi şaşkınlık hissi yaşar. Yaşanılan bu durum hastalığın şok dönemidir. Kişi kısa bir süre sonra kendisini toparlamaya başlar. Yadsıma(inkar) döneminde ise kişi hastalığı kabul etmek istemez ve tedavi olmaktan kaçar. Kişinin hastalığı reddettiği evredir. Öfke döneminde kişi hastalığın nedenini anlamaya çalışır ve zaman zaman öfke ve kızgınlık duyguları yaşar. Öfkesini çevresindeki herkese yansıtabilir. Bu evrede hastanın yakınlarına büyük görev düşmektedir. Hasta yakınları ve sağlık ekipleri hastaya karşı anlayışlı bir şekilde yaklaşmalıdırlar. Pazarlık döneminde kişi hastalığı erteleme çabasına girer ve hastalığın bir mucize yoluyla geçmesini bekler. Depresyon ve keder döneminde ise tedavi başlar ve ilerler. Kişi tedavinin başlamasıyla birlikte hastalığı inkar edemez. Bu dönemde birey umutsuzluk ve çaresizlik duygusu yaşayabilir. Kabullenme döneminde ise, kişinin yaşamış olduğu öfke duyguları açığa vurulur ve çözümlenir. Birey kendisini tükenmiş ya da öfkeli hissetmez.

Kişinin hastalık öncesi sahip olduğu kişilik yapısı, hastalıklara karşı verilen tepkide önemli rol oynar. Her bireyin farklı kişilik yapısı vardır ve bu yapıya göre kişiler hastalıkları farklı algılayıp farklı tepkilerde bulunurlar.

Bağımlı hastalar, ihtiyaç ve isteklerini bağımsız karşılayamazlar ve problemlerini çözerken yetersiz görünüp sürekli yardım isterler. Bağımlı kişilere yardımcı olurken destek olunmalı fakat ölçülü davranılmalıdır.

Histrionik (aşırı duygusallık-ilgilenilme isteği) kişiler; dikkat çekmek, beğenilmek ve onaylanmak isterler. Bu kişilere yardımcı olurken takdir etme, güven duygusu verme ve telkin etme kullanılmalıdır.

Obsesif (takıntılı) kişiler, en ince ayrıntıya dikkat ederler ve titiz kişilik yapıları vardır. Hastalık için ayrıntılı, bilimsel açıklamalar isterler. Bu kişilere yardımcı olurken hastalıkla ve tedaviyle ilgili açıklama yapılmalı, tedaviyle ilgili sorumluluk alması sağlanmalıdır.

Mazohistik (acıdan zevk alan) kişiler, hastalığı hak ettiklerini düşünürler. Kendilerini değersiz görürler ve bu nedenle tedaviyi gereksiz görürler. Bu kişilere yardımcı olurken cesaretlendirici konuşmalar yapmak ve güvenliği arttırıcı davranışlar etkili olmaktadır.

Paranoid (kuşkucu) kişiler,
sorgulayıcı ve şüpheci davranırlar. Hasta iken, çevresindeki insanlara suçlayıcı davranışlar içerisinde olabilirler. Stres, şüpheciliklerini arttıran bir neden olabilir. Bu kişilere yardımcı olurken dürüst, açık ve objektif konuşmalar yapılmalıdır.

Narsisistik (kendini beğenmiş) kişiler, kibirli ve kendini beğenmiş kişilerdir. Bu kişiler için karşısındaki hekimin unvanı önemli bir etkiye sahiptir. Hastalığı mükemmeliyetlerine tehdit olarak görürler. Bu kişilere yardımcı olurken destek ve güven verilmeli, duygularını ifade etmeleri için teşvik edilmeli ve uzlaşmacı bir tutum sergilemek gerekir.
Şizoid (içe dönük) kişiler, sosyal hayattan uzaktırlar. Her zaman bakım almaktan hoşlanmazlar. Bu kişilere yardımcı olurken dengeli bir şekilde ilgi gösterilmeli, gizlilik ve mahremiyetlerine saygılı olunmalıdır.

Fiziksel hastalığı olan kişiler; hastalıkla yüzleşerek başa çıkma, yeni beceriler öğrenme, tedaviye aktif olarak katılma gibi baş etme yöntemlerini kullanmaktadırlar. Kişinin hastalık hakkında bilgisinin olması, hastalıkla baş etme konusunda önemlidir. Bireyin bilgisinin az olması anksiyete seviyesini arttırır ve dolayısıyla tedaviye uyumu zorlaşır ve iyileşmesi gecikir.

Yapılan çalışmalarda hastanın psikolojik durumunun, hastalığın ortaya çıkışını hızlandırdığı veya hastalığın seyrini etkilediği görülmüştür. Özellikle kayıp, keder ve yas durumlarından sonra gelişen depresyon ve bununla birlikte ortaya çıkan hastalıklar dikkat çekici düzeydedir. Bireyi zorlayan bu gibi durumlarda (hastalık vb.) , psikolojik destek ve tedaviden yararlanılabilir. Bu destek programlarında, kişinin kaygılarını ve düşüncelerini ifade edebilmesine, stres ile baş etme yöntemleri geliştirebilmesi için yardım edilir. Bireye uygulanan psikolojik desteğin yanında kişinin mümkün olduğu kadar çevresiyle bağını koparmaması ve keyif alınan etkinliklere devam etmesi gerekir. Böylelikle bireyin özgüveni arttırılmış olur. Hastalara uygun destek ve yardımlar ile bakış açılarını değiştirebilmek, durumu kabul etmelerine yardımcı olabilmek ve olumlu bir şekilde hayata devam edebilmeleri için destek olmak mümkündür.

KAYNAKLAR

OKYAYUZ H. Ulgen, Sağlık Psikolojisi, Türk Psikologlar Derneği Yayını, Ankara, 1999.
ÖZBAY Haluk, Erol GÖKA, Emine Zinnur KILIÇ, Ruh Sağlığı Hastalıkları ve Bakımı, Somgür Yayınları, Ankara, 1997.
MEB. (2013). Hasta Psikolojisi. Ankara

PSİKOLOJİNİN TARİHÇESİ

Psikoloji bilimi, uzun yıllar boyunca felsefe bilimi içerisinde yer almış olan bir bilim dalıdır.Psikoloji, inceleme konusu olarak insan davranışlarını seçmiştir.Fakat karşılaştırmalı bir bilim olarak insan davranışlarını anlayabilmek için hayvan davranışlarına da yönelmiştir. Psikoloji, felsefe bilimi içerisinde yer alırken, davranışı değil, ruhu incelemekteydi.Fakat 1876 yılında WUNDT Almanya’da Leipzig Üniversitesi’nde psikoloji laboratuarını kurdu ve bu sayede psikolojinin felsefeden ayrılmasını sağladı.Psikolojinin pozitif bir bilim haline gelmesinde sadece felsefeden ayrılması yeterli olmamıştır.Diğer pozitif bilimlerde kullanılan teknik ve yöntemlerin de kullanılması sayesinde pozitif bir bilim haline gelmiştir.

Wundt aslında fizyologtur.Fakat psikoloji laboratuarını kurduktan sonra yaşamını psikoloji bilimine vermiş ve metafizik ruh yerine fiziki değişkenlere bağlı olan zihinsel yapıya önem vermiştir.Yani zihinsel yaşantıları psikolojinin konusu haline getirmiştir.

PSİKOLOG GÖREV VE YETKİNLİKLERİ

Psikoloğu kelime anlamıyla ruhbilimci olarak tanımlayabiliriz.Ruhbilimi, insan ve hayvan davranışlarını inceleyen bir bilim dalıdır.Psikolog da bu bilimi yapan kişidir.Psikolog, mesleki bilgilerini insanların yaşamış oldukları sorunları çözmek ve psikoloji ile ilgili konularda bilimsel araştırmalar yapmak amacıyla kullanır.

Sağlık Bakanlığı’nın sağlık hizmetlerinde çalışan meslek gruplarının iş ve görev tanımlarına dair çıkarmış olduğu yönetmeliğe göre (22 Mayıs 2014 tarihli resmi gazetede yayımlanmıştır) klinik psikolog görevleri :

a)Uluslararası Hastalık Sınıflandırma (ICD – 10) listesinde F00 ile F99 kodları arasında yer alan hastalıklarda ilgili uzman tabibin teşhisine ve tedavi için yönlendirmesine bağlı olarak, hastalara eğitimini aldığı terapi ve psikolojik destek hizmetlerini verir.

b)Gözlem ve görüşme teknikleri kullanır; eğitimini almış olmak kaydı ile zeka, kişilik, gelişim, nöropsikolojik testler, ilgi, tutum ve uyum envanterleri gibi araçları uygular ve yorumlar.

c)Kullandığı ölçme, değerlendirme yöntemlerinin psikometrik özelliklerine, verdiği psikolojik hizmetlerin ya da eğitim programlarının etkinliğinin değerlendirilmesine yönelik çalışmalar/araştırmalar yapar.

ç) Eğitimini almış olduğu alanlarda hastalara, hasta yakınlarına, ekipteki tüm elemanlara insan ve davranışları hakkında kuramsal ve uygulamalı eğitimler verir.

d)Toplum ruh sağlığını korumaya yönelik faaliyetlere katılır, katkı sağlar.

e)Psikolojik değerlendirme ile hastalık olarak tanımlanmayan ve Ek-1/A de yer alan durumlarda eğitimini aldığı psikoterapi uygulamalarını yapar.

f)Gerekli durumlarda bireyler ya da aileleri için krize müdahale, travma ve afetlerde bireysel/grup psikolojik yardım ya da eğitimini aldığı psikoterapi uygulamalarını yapar ve/veya yapılmasını önerir.

Ek-1/A

Klinik psikologların ilgili uzman tabibin teşhisine ve tedavi için yönlendirmesine

bağlı olmadan psikoterapi yapabilecekleri hastalık olmayan durumlar :

a) İhmal ve terk (Eş, ebeveyn, tanıdık, arkadaş, diğer kişi veya kişiler tarafından)

b) Kötü muamele (Eş, ebeveyn, tanıdık veya arkadaş, resmi otoriteler, çocuk(lar), diğer kişi veya kişiler tarafından)

c) Hastalık ve tedavi sonrası dönem

ç) Eğitim ve okuma yazma ile ilgili problemler

1) Okula gidememe

2) Okur-yazar olmama ve düşük düzeyde okuma yazma

3) Okulda başarısızlık

4) Sınavlarda başarısızlık

5) Sınıf arkadaşları ve öğretmenlerle anlaşmazlık ve eğitim intibaksızlığı

6) Eğitim ve okuma yazmayla ilgili diğer problemler

d) İş ve işsizlikle ilgili problemler

1) İşsiz kalma

2) İş değiştirme

3) İş kaybı tehlikesi

4) Stresli çalışma programı

5) İşveren ve iş arkadaşlarıyla anlaşmazlık

6) Çalışmayla ilgili diğer fiziksel ve zihinsel zorluklar

7) İşle ilgili diğer problemler

e) Sosyal çevreyle ilgili problemler

1) Hayat-dönemindeki geçişlerde uyum problemleri

2) Sorunlu ebeveyn durumu

3) Tek başına yaşama, yalnız kalma

4) Kültürel uyum güçlüğü

5) Sosyal uzaklaştırma ve red

6) Sosyal çevreyle ilgili diğer problemler

f) Çocuklukta olumsuz yaşam olaylarıyla ilgili problemler

1) Çocuklukta sevgi ilişkisinin kaybı

2) Çocukluk döneminde evden ayrılma

3) Çocukluk döneminde aile ilişkilerinde değişme

4) Çocukluk döneminde öz güvenin kaybına neden olan olaylar

5) Yakın çevre içindeki kişi tarafından çocuğun cinsel suistimaliyle ile ilgili problemler

6) Yakın çevre dışındaki kişi tarafından çocuğun cinsel suistimaliyle ile ilgili problemler

7) Çocuğun fiziksel suistimaliyle ile ilgili problemler

8) Çocukluk dönemindeki kişisel korkutucu olaylar

9) Çocukluk dönemindeki diğer olumsuz yaşam olayları

g) Yetiştirmeyle ilgili diğer problemler

1) Yetersiz ebeveyn gözlem ve kontrolü

2) Aşırı koruyucu ebeveyn

3) Kurumsal yetiştirme

4) Düşmanlığa eğilimli ve sürekli suçlanan çocuk

5) Çocuğun duygusal ihmali

6) Yetişmede ihmalle ilgili diğer problemler

7) Uygunsuz ebeveyn baskısı ve diğer anormal yetiştirme ile ilgili problemler

8) Yetiştirmeyle ilgili diğer problemler

ğ) Primer destek gruplarıyla ilgili diğer problemler

1) Eş veya arkadaş ilişkisindeki problemler 2) Ebeveynler ve eşin ebeveynleriyle ilişkide problemler

3) Akrabalar ile ilişkide problemler

4) Yetersiz aile desteği

5) Aile üyesinin yokluğu

6) Aile üyesinin ortadan kaybolması ve ölümü

7) Ayrılık veya boşanma sonucunda ailenin parçalanması

8) Aile ve ev halkını etkileyen diğer stresli yaşam olayları

9) Primer destek grubuyla ilgili diğer problemler

h) Psikososyal durumlarla ilgili problemler

1) Tehlikeli ve zararlı olduğu bilinen davranışsal ve psikolojik girişimleri isteme ve kabul

2) Danışmanlarla anlaşmazlık

3) Psikososyal durumla ilgili diğer problemler

ı) Cinsel eğilim, davranış ve uyumla ilgili danışma

1) Cinsel eğilimle ilgili danışma

2) Cinsel davranış ve uyumla ilgili danışma

3) Üçüncü kişinin cinsel davranış ve uyumuyla ilgili danışma

i) Sağlık servislerine diğer danışma ve tıbbi tavsiye için gelen kişiler,

1) Teşhis edilmemiş korku verici şikayeti olan kişi

2) Araştırma bulgularının açıklaması için görüşme yapan kişi

3) Alkol kötüye kullanımı için danışma

4) İlaç kötüye kullanımı için danışma

5) Tütün kötüye kullanımı için danışma

j) Yaşam-yönetim güçlüğü ile ilgili problemler

1) Tükenme

2) Kişisel özelliklerin vurgulanması

3) Dinlenme ve gevşemenin olmaması

4) Stres, başka yerde sınıflanmamış

5) Yetersiz sosyal yetenek,

6) Sosyal rol çatışması,

7) Yeteneksizliğe bağlı olarak aktivitelerin sınırlanması

PSİKOLOJİ VE REFLEKSOLOJİ

Refleksoloji;El-Ayak Tabanı çevresi,yüzeyi,İç ve dış kısımlardaki noktalara,Manuel olarak Belli bir disipline bağlı kalınarak yapılan Acupure(Noktsal) bir uygulama alanıdır. Vücuttaki gerilimi almak ve nörolojik hastalıklarda destek tedavi sağlanması amacı ile ayaklarda bulunan belirli noktalara uygulanan bir tekniktir.Refleksoloji, batı ülkelerinde en çok kullanılan yöntemlerden birisi olarak gösterilmektedir.Özellikle engelli çocukların fiziksel ve zihinsel tedavisinde hem de felçli hastalara yardımcı tedavi olması ile yoğun bir şekilde kullanılmaktadır.Uygulanan bu terapi yöntemi, fizik tedavi çalışmalarındaki verimliliği arttırmakla birlikte daha çabuk sonuç alınmasını sağlamaktadır.

Refleksolojinin gerilim ve stresi azaltıp, bedenin kendi kendini iyileştirmesini sağladığı, kan dolaşımı ve basıncını düzenleyip ağrı ve acıları azalttığı görülmüştür.Aynı zamanda zihinsel fonksiyonları da harekete geçirerek konsantrasyon sağlamaya yardımcı olmaktadır.Psikolojide özellikle panik atak ve depresyon hastalıklarının tedavisinde, refleksoloji destekleyici olarak uygulanmaktadır.Yurt içi ve yurt dışı yapılan çalışmalar sonucunda refleksoloji yöntemi ile otizm, panik atak, depresyon, migren, fiziksel ve zihinsel hastalıklar, nörolojik kaynaklı fiziksel engeller, stres ve anksiyete(kaygı), uykusuzluk gibi hastalıklarda olumlu gelişmeler sağlandığı bulunmuştur.

Otistik çocuklarda ailelerin en çok şikayet etmiş oldukları hiperaktivite, agresiflik, mutsuzluk gibi sıkıntıların refleksoloji yöntemi ile olumlu sonuçlar verdiği görülmüştür.Refleksoloji yöntemi otistik çocuklarda; agresifliği azaltma, genel rahatlama, vücut fonksiyonlarında normalleşme, komut alma oranında artış, hiperaktivitenin azalması, takıntıların azalması gibi faydalar sağlamıştır.Panik atak hastalarında bu yöntem ile ayak altından ilgili sinir uçlarına bası yapılarak otonom sinir sisteminin düzenlenmesi, tiroid bezlerinin sağlıklı çalışma düzeni sağlanarak atakların ortaya çıkması engellenmiş olur.Depresyon hastalarında refleksoloji seansları sonrasında duygu ve durum hallerinde iyileşmeler, etkinliklere karşı ilgi ve zevk almada artış, uykuların düzene girmesi ve enerji artışı görülmektedir.